Kiyametin 10 buyuk Alameti




 

“Kıyamet Yaklaştıkça Yaklaşmıştır.”
(Necm: 57)

“Siz Daha Evvel On Alâmet Görmedikçe Kıyamet Kopmayacaktır.”
(Müslim: 2901)

KIYAMETİN
BÜYÜK ALÂMETLERİ

Hadis-i şerif’in devamında arzedilen büyük alâmetler şunlardır:
Duhan (Duman), Deccal, Dâbbetü’l-Arz, Güneşin battığı yerden doğuşu, İsa bin Meryem Aleyhisselâm’ın inişi, Ye’cüc ve Me’cüc, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batması, Hicaz tarafından büyük bir ateşin çıkması.

 

On Büyük Alâmet:

Huzeyfe’tül-Gıfârî -radiyallahu anh- Hazretleri buyurur ki:

“Bir gün aramızda konuşurken Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yanımıza geldi. “Ne konuşuyordunuz?” diye sordu. Arkadaşlar “Kıyamet gününden bahsediyorduk.” dediler. Bunun üzerine buyurdular ki:

“Siz daha evvel on alâmet görmedikçe kıyamet kopmayacaktır.” (Müslim: 2901)

Hadis-i şerif’in devamında arzedilen büyük alâmetler şunlardır:

Duhan (Duman), Deccal, Dâbbetü’l-Arz, Güneşin battığı yerden doğuşu, İsa bin Meryem Aleyhisselâm’ın inişi, Ye’cüc ve Me’cüc, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batması, Hicaz tarafından büyük bir ateşin çıkması.

1. DUHÂN

Büyük bir duman demektir. Kıyamet gününden evvel hakikati zuhur edecek, bütün yeryüzünü kaplayacak, bu hal kırk gün sürecektir. Yeryüzü âdeta bacasız bir fırın, içinde ateş yanmış bir oda gibi ısınacaktır. Müminler bu dumandan hafif nezleye tutulmuş gibi çok az etkilenecekler; kâfir ve münafıklar ise şiddetle sarsılacaklar, sarhoş gibi olacaklardır.

2. DECCAL

Âhir zamanda bu isimde bir şahıs türeyip önce peygamberlik daha sonra da ilâhlık dâvâsında bulunacak ve göstereceği hârikulâde şeyler sayesinde bir süre insanları saptıracaktır.

Rüzgâr gibi bir hıza sahip olarak yeryüzünü dolaşacak, sadece Kudüs-ü şerif’e, Mekke-i mükerreme’ye ve Medine-i münevvere’ye giremeyecektir.

İmran bin Husayn -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:

“Âdem’in yaratılışı ile kıyametin kopması arasında Deccal’den daha büyük bir fitne yoktur.” buyurmuştur. (Müslim: 2946)

Ebu Derdâ -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde, Kehf sûre-i şerif’inin ilk on Âyet-i kerime’si ile son on Âyet-i kerime’sini okumaya devam edenlerin, onun şerrinden kurtulacağını haber vermiştir. (Müslim: 809)

Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde:

“Deccal yahudidir.” buyurmuşlardır. (Müslim: 2927)

Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde ise buyururlar ki:

“Taylesan elbiseleri giyinmiş yetmişbin İsfahan yahudisi Deccal’in emrine girecektir.” (Müslim: 2944)

Deccal Amerika’dan geldiği zaman, yahudiler ona tâbi olacak ve ondan sonra Arabistan üzerine yürüyecekler.

Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilmiştir:

“Resulullah Aleyhisselâm Vedâ haccı sırasında bir ara: “İnsanlar susup dinlesin” buyurduktan sonra hamd ve senâda bulundu, akabinde Mesih ve Deccal’den uzun uzun söz etti:

“Allah’ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla korkuttu. Nuh Aleyhisselâm ümmetini onunla korkuttu, ondan sonra gelen peygamberler de korkuttular.

O sizin aranızdan çıkacak. Onun hâli sizden gizli kalmayacak. Rabb’inizin tek gözlü olmadığı size gizli değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü dışa fırlamış üzüm danesi gibidir.” (Buhârî. Fiten 17 - Müslim: 169)

Ashâb-ı kiram Hazerâtının devrinde küçük çocuklara Deccal bilgisi verildiği rivayet edilmektedir.

Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’e göre; Deccal’in iki gözü arasında “Kâfir” yazılıdır, bunu her müslüman okuyacaktır.

Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

“Deccal’in sol gözü yoktur. Saçı çok bir adamdır. Cennet ve cehennem namıyla nezdinde iki mevki vardır. Lâkin hakikatte cehennem gösterdiği mevki cennet ve cennet gösterdiği mevki ise cehennemdir.” (Müslim: 2934)

Deccal’in bir rivayette sağ gözünün, diğer rivayette sol gözünün kör olduğu bildirilmesi her iki gözünün sakat oluşundandır. Biri tamamiyle kör, diğeri anadan doğma çıkıktır.

Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadisi şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Size onun hakkında bir söz söyleyeceğim ki, bu sözü hiç bir peygamber kavmine söylememiştir.

Bilmiş olun ki bu adamın bir gözü kördür. Allah Tebâreke ve Teâlâ ise kör değildir.” (Müslim: 2931)

Allah-u Teâlâ şeytana verdiği ruhsat gibi Deccal’e ruhsat verecektir. Şeytana kıyamete kadar, fakat Deccal’e İsa Aleyhisselâm çıkıncaya kadar. Çıktığı zaman onu öldürecek.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Kim Deccal’i işitirse ondan uzaklaşsın! Zira, Allah’a yemin ederim ki; Deccal bir adama gelir ve adam onda gördüğü aldatıcı bazı harikalar yüzünden onu mümin sayar ve ona uyar.” (Ebu Dâvûd)

Allah-u Teâlâ o zamanda yaşayan insanları imtihan etmek için, ona istidraç kabilinden birçok ruhsatlar verecektir.

Ona tâbi olanlar büyük bir lütfa ermiş gibi görünecek, fakat ebedî cehennemlik olacaklar. Onların dünyadaki refahları çok kısa ve geçicidir.

Ona inanmayıp imanlarında sebat edenler bir müddet sıkıntı göreceklerse de onlar Hazret-i Allah’a iman ettikleri için ebedî cennetlik olacaklardır. Onların refahları ebedîdir.

Muğire bin Şûbe -radiyallahu anh- der ki:

“Deccal hakkında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e benim sorduğumdan daha çok soran olmamıştır.

“Ondan seni yoran nedir?” diye sordu.

Ben: “Yâ Resulellah! ‘Onun beraberinde yiyecekler ve nehirler olacakmış!’ diyorlar.” dedim.

“O Allah nezdinde bundan daha kıymetsizdir.” buyurdu.” (Müslim: 2939)

Yani kendisinden zuhur eden hârikaların, Allah katında müminlerin sapmasına sebep olacak bir kıymeti olmadığı gibi; doğruluğunu gösterecek hiçbir delil de yoktur. Hatta Allah-u Teâlâ onda küfrünü ve yalancılığını gösteren, okuma bilenin de bilmeyenin de okuyacağı açık bir alâmet yaratmıştır.

Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz her zaman şöyle duâ ederlerdi:

“Ey Allah’ım! Cimrilikten, tembellikten, sefalet ve bunaklık ile geçen uzun ömürden, kabir azabından, Deccal’in fitnesinden, yaşayışta ve ölümdeki diğer fitnelerden sana sığınırım.” (Buhârî)

Bu Hadis-i şerif’in mânâsı:

“Allah’ım! Nefsime fırsat verme! Bu düşmanlarıma karşı beni muhafaza buyur! Bunların her biri benim zararıma çalışabilir. Bunların şerrinden sana sığınırım.” demektir.

Burada nefse, şeytana, şeytanlaşmış insanlara, Deccal’e, kötü huylara fırsat vermemesi için Allah-u Teâlâ’ya sığınma vardır.

Onun Allah-u Teâlâ’ya sığınması, ümmet-i muhteremesine bir numune-i imtisaldir. Deccal’in bir gün gelip çıkacağı haberi müslümanlar arasında nesilden nesile intikal eder, herkes onun yalancı ve müfsit bir kimse olacağını zamanında öğrenmiş olur. Bu sebeple müminlere onun hiçbir gizli tarafı kalmaz ve Deccal ile karşılaşan müminler hiçbir şekilde şaşırmazlar.

3. HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM

İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın İsrailoğulları’na gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ’nın bir kelimesidir. Kendisinden önce Musa Aleyhisselâm’a verilen Tevrat’ı tasdik etmekle birlikte, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmek üzere gelmiş, muhataplarını Allah-u Teâlâ’nın kulluğuna yönelmeye teşvik etmiştir. Allah-u Teâlâ’nın mütevazi ve seçkin kullarından birisi ve peygamberidir.

İsa Aleyhisselâm ölmemiş, semâya çekilmiştir. Cesedi ile birlikte semâda yaşamaktadır. Deccâlin fitnesi ile müslümanların iyice bunaldığı bir sırada yeryüzüne inecektir ve icraatlarını gerçekleştirecektir.

İsa Aleyhisselâm’ın halen sağ olduğuna, âhir zamanda mutlaka yeryüzüne inerek Muhammed Aleyhisselâm’ın şeriatı ile hükmedeceğine ve Allah yolunda mücadele mücahede edeceğine inanmak farzdır.

Bu husus tevatür derecesine ulaşmış; Kitap, Sünnet ve İcmâ ile sabit olmuştur.

Ümmet-i Muhammed’in her asırdaki âlimlerinin ileri gelenleri, İsa Aleyhisselâm’ın kıyamete yakın bir zamanda ineceği hakkında icmâ etmişler, muhalefette bulunmamışlardır. Ancak bir takım filozoflar inkâra kalkışmışlardır. Bunda şüphe eden bil’icmâ küfre düşer.

İsa Aleyhisselâm’ı çok sevmeli ve gelmesini de beklemeliyiz, ancak henüz daha gelmiş değil. Bu yüzden bu çıkanların hepsi sahtedir, yalancıdır, soytarıdır.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurur:

“Şüphesiz ki o, kıyametin kopacağını gösteren bir bilgidir.” (Zuhruf: 61)

İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne inmesi de kıyametin en büyük ve en bariz alâmetlerinden birisidir. Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasından az önce onu gökten indirecektir. Onun belirmesi ile kıyametin kopmasının yakın olduğu anlaşılır.

“Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce İsa’ya muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o onlara şâhit olacaktır.” (Nisâ: 159)

İman edecekler amma, imanları makbul değildir. Çünkü zamanın peygamberi o değil. Ancak Resulullah Aleyhisselâm’a yapılan iman makbuldür.

İsa Aleyhisselâm’ın şâhitlik yapması; “Ben o zamanın peygamberi değilim, ben onlara Resulullah’ı tavsiye etmiştim.”

O onun geleceğini işaret etmişti, onun emrini dinlemediler, kendi arzularına uydular.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadisi şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Varlığım kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; bu ümmetten yahudi olsun hıristiyan olsun, kim benim peygamberliğimi duyar da benim getirdiğime iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur.” (Müslim: 153)

İman etse müslüman olacak, yahudi veya hıristiyan olmayacak.

Onun içindir ki Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“İbrahim ne yahudi ne de hıristiyandı. Fakat o Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı. Müşriklerden de değildi.” (Âl-i imrân: 67)

Onun içindir ki İsa Aleyhisselâm’a iman etmeleri onları kurtarmayacaktır. İsa Aleyhisselâm onları Muhammed Aleyhisselâm’a indirilen ahkâma uymaya dâvet edecek, bu dâvete uyan kurtulacaktır.

Bu ehl-i kitap, âhir zamanda onun nüzulü esnasında hayatta bulunacak olan kitap ehlidir. Yeryüzüne indiği zaman onun vefatından önce bütün ehl-i kitap iman edeceklerdir. O zaman bütün insanlar İslâmiyet’e nâil olacaklar, bir ümmet halinde bulunacaklardır.

Onlar öyle iştiyakla iman edecekler ki, içlerinden: “Ah, ne olaydı, ben de onu görseydim!” diyenler çıkacak.

Nitekim Alman İmparatorluğu’nun ilk Başbakanı Prens Bismark da bu gerçeği ifade etmişti.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ve Kur’an-ı kerim hakkında der ki:

“Seninle aynı çağda yaşayamadığım için çok üzgünüm ey Muhammed!

Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap senin değildir, o ilâhidir. Bunun ilâhi olduğunu inkâr etmek, mevcud ilimlerin asılsız olduğunu ileri sürmek kadar gülünçtür.

Bunun için beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da göremeyecektir.

Ben heybetli huzurunda en büyük hürmetle eğilirim.”

Mehdi Resul ve İsa Aleyhisselâm zamanında gerçeği görerek iman edenler de aynı sözü söyleyecekler. İman ettikçe hatırlanacak.

4. YE’CÜC ve ME’CÜC

Aslı ve nesebi belirsiz iki kabile, önlerine çekilmiş olan barajı aşıp yeryüzüne yayılacaklar. Bir müddet etrafı ifsad etmeye çalışacaklar. Daha sonra İsa Aleyhisselâm’ın duâsı ile mahvolacaklar. Bunlar Çinliler’dir.

Üçüncü dünya harbi bir âfâttır, Allahu âlem bu olacak.

Yahudiler Arabistan’ı istilâya hazırlanıyor. Çinliler ise dünyâyı istilâ etmek için hazırlanıyor.

Âyet-i kerime’de:

“Biz o gün onları (Ye’cüc ve Me’cüc’ü) bırakırız, dalgalar hâlinde birbirine girerler.” buyuruluyor. (Kehf: 99)

Dalga dalga dünyanın üzerine hücum ederler ve memleketleri istilâ ederler.

Öyle harpler olacak ki, bu harplerde çok erkek zayi olacak. Sayı itibarı ile elli kadın bir erkeğin himayesine girecek. Önümüzdeki harpler Allahu âlem bunu gösteriyor.

Çinlilerin istilâsı bir helâkiyettir.

Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“Nihayet Ye’cüc Me’cüc (sedleri) açıldığı zaman her tepeden saldırırlar.” (Enbiyâ: 96)

Bunu Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle tarif buyurmuşlardır:

Cahş kızı Zeynep -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz buyururlar ki:

“Bir gün Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hâne-i saâdetlerine telâşlı bir hâl ile: ‘Lâ ilâhe illallah!’ diyerek girdi. Baş parmağıyla şehadet parmağını halka yaparak:

‘Yaklaşan fitne ve belâdan vay Arapların hâline! Bugün Ye’cüc ve Me’cüc seddinden bu kadar yer yıkıldı!’ buyurdu.” (Buhârî, Fiiten 7 - Müslim: 2880)

Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:

“Ye’cüc ve Me’cüc (seddi) açılacak. Allah-u Teâlâ’nın:

‘Ve onlar her tepeden saldırırlar.’ (Enbiyâ: 96)

Âyet’inde buyurduğu gibi onlar çıkıp yeryüzünü istilâ edecekler.

Müslümanlar da onlar(ın saldırısın)dan dolayı yerlerini bırakıp geri çekilecekler. Hatta kalan müslümanlar şehirlerine ve kal’alarına sığınmış olacak ve mevâşî (deve, sığır, koyun, keçi) sürülerini yanlarında barındıracaklar (yani meraya göndermeyeceklerdir). Ye’cüc ve Me’cüc’ün (öncüleri) nehire uğrayıp yatağında hiçbir şey kalmayacak şekilde suyunu içip tüketeceklerdir.

Onların arkasından gelen geridekiler oraya uğrayacaklar ve sözcüleri: ‘Şüphesiz ki bu yerde bir kere su vardı.’ diyeceklerdir. Onlar yeryüzüne hâkim olacaklardır. Sonra sözcüleri: ‘Şu insanlar yeryüzü halkıdır, işlerini bitirdik. Yemin olsun ki şimdi gök halkı ile savaşacağız.’ diyeceklerdir. Hatta onlardan biri harbesini (kısa mızrağını) göğe doğru fırlatacak ve harbesi kana bulanmış olarak dönecektir. Bunun üzerine onlar: ‘Biz gök halkını da şüphesiz öldürdük!’ diyeceklerdir.

Onların böyle olduğu sırada Allah âniden deve kurdu sürüsüne benzer hayvanlar gönderecek ve bu hayvanlar onları boyunlarından yakalayacaklar ve onlar çekirge sürüsünün ölümü gibi ölüp birbirinin üstüne yığılıp kalacaklardır.

Sabahleyin müslümanlar onların ses sedâsını işitmeyecekler, bunun üzerine müslümanlar: ‘Kim canını fedâ edip onların ne yaptığına bakacak?’ diyeceklerdir. Bunun üzerine müslümanlardan nefsini Ye’cüc ve Me’cüc’e öldürtmeye hazırlamış durumda olan bir adam (sığındığı yerden) inecek ve Ye’cüc ile Me’cüc gürûhunu ölmüş olarak bulacaktır. Bunun üzerine müslümanlara: ‘Dikkat ediniz! Sizleri müjdeliyorum. Düşmanlarınız ölmüşlerdir!’ diyecektir.

Bunun üzerine müslümanlar (sığındıkları yerden) dışarı çıkacaklar ve küçükbaş, büyükbaş hayvanlarını salıvereceklerdir. Fakat Ye’cüc ve Me’cüc’ün etlerinden başka hayvanların yiyeceği hiçbir ot olmayacaktır. Hayvanlar yedikleri (besleyici) bir otla en güzel biçimde semizlendiği gibi onların etlerini yemekle o biçimde semizlenecekler.” (İbn-i Mâce: 4079)

Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh- şöyle demiştir:

“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleyin (Mirac’a) götürüldüğü zaman İbrahim, Musa ve İsa Aleyhimüsselâm’a rastladı da kıyamet (gününün ne zaman kopacağı) hakkında müzakere ettiler. (Müzakereye) İbrahim ile başlayarak kıyamet(in ne zaman kopacağın)ı ona sordular. Konu hakkında onun yanında bir bilgi olmadı.

Sonra Musa’ya sordular. Onun yanında da konu hakkında bir bilgi olmadı. Bunun üzerine söz İsa bin Meryem’e verildi. O: ‘Kıyametin kopmasına yakın şeyler (hadiseler) hakkında bana bilgi verildi. Amma kıyametin kopması vaktini Allah’tan başka hiç kimse bilemez.’ dedikten sonra Deccal’in çıkmasını anlattı.

Dedi ki: ‘Sonra ben inip onu öldüreceğim ve bundan sonra halk memleketlerine dönecekler. Bu kere onların karşısına Ye’cüc ve Me’cüc çıkacak ve her tepeden hızla gideceklerdir. Artık Ye’cüc ve Me’cüc uğradıkları her suyu içip tüketecekler ve uğrayacakları her şeyi bozup alt-üst edeceklerdir. Bunun üzerine halk feryat ederek Allah’tan yardım dileyeceklerdir. Ben de Allah’a duâ ederek Ye’cüc ve Me’cüc’ü öldürmesini dileyeceğim. (Bu dilek kabul olunacak) ve yer onların (leşlerinin) kokusu ile pis pis kokacaktır. Ben yine Allah’a duâ edeceğim. Allah da bir su gönderecek ve o su onları taşıyıp denize atacaktır. Daha sonra dağlar ufaltılıp dağıtılacak ve yer derinin yayılıp genişletildiği gibi yayılıp genişletilecektir. İşte o durum olunca insanlara yakınlığı bakımından kıyameti; ev halkı ne zaman doğumu ile âniden karşılaşacaklarını bilmedikleri hamile kadın gibi olacağı bana bildirildi.’” (İbn-i Mâce: 4081)

Nevvâs bin Sem’ân -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:

“Müslümanlar Ye’cüc ve Me’cüc’ün (silâh olarak kullandıkları) yaylarından, oklarından ve kalkanlarından yedi yıl ateş yakacaklardır.” (İbn-i Mâce: 4076)

Onlar bir gecede yok olacaklar, kalan silahlara işaret ediliyor.

Buradan anlaşılıyor ki artık silâhlar patlamayacak, eski duruma gelecek. Zira üçüncü dünya harbinde bu nükleer silâhlar patlayıcı maddeleri yok ettiği zaman, silâh var amma patlamayacak. O zaman eski duruma dönecek, onu tarif ediyor. Silâhlar Allahu âlem yine kılıç ve at olacak.

Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:

“Ye’cüc ve Me’cüc’ten sonra Kâbe’de hacc ve umre yapılacaktır.” (Buhâri, Hacc 47)

5. DABBETÜ’L-ARZ

Âhir zamanda Allah-u Teâlâ’nın emirlerinin terkedildiği, insanların gerçek dini değiştirdikleri sırada çıkacak olan bir hayvandır. Takibedenin yetişemeyeceği, kaçanın kurtulamayacağı bir süratte olacaktır.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“(Kıyametin kopacağına dair) O sözün tahakkuk zamanı yaklaşınca onlara yerden bir dabbe çıkarırız da insanların âyetlerimize yakinen iman etmemiş olduklarını söyler.” (Neml: 82)

Allah-u Teâlâ bu Dabbe’yi kıyametin kopması gibi büyük bir hadisenin başlangıcı olarak, insanların Kur’an-ı kerim’e kesin olarak inanmayışları sebebiyle ortaya çıkaracaktır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Dabbetü’l-arz, beraberinde Musa Aleyhisselâm’ın asası, Süleyman Aleyhisselâm’ın mührü bulunduğu halde çıkar. Mühür ile müminin yüzünü parlatır, asa ile kâfirin burnunu kırar. Öyle ki insanlar sofra üzerinde biraraya gelirler de, mümin kâfirden ayırt edilip tanınır.” (Tirmizî)

Böylece mümin ile kâfir tanınmış olacak. Böyle bir gün yaklaştığı zaman tevbeler kabul edilmeyecek, içinde bulundukları duruma göre insanların hükümleri verilecek.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Üç şey vardır ki bunlar çıktıkları zaman, daha önceden iman etmeyen veya imanında hayır kazanmayan hiçbir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbetü’l-arz.” (Müslim: 158)

Çünkü o zaman edilen imanla, işlenen amel-i salihin hükmü, can boğaza geldiği zaman edilen imanın hükmü gibidir.

Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyuruluyor:

“Çıkış itibariyle kıyamet alâmetlerinin ilki, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vakti insanların üzerine Dabbetü’l-arz’ın çıkmasıdır.

Hangisi arkadaşından önce çıkarsa öteki de onun hemen peşindedir.” (Müslim: 2941)

İki alâmetten hangisinin önce olacağına dair kesin bir ifade olmamakla beraber, biri çıkınca diğeri çok kısa bir zaman sonra onu takip edecektir.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir diğer Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:

“Altı şeyden; güneşin battığı yerden doğmasından, dumandan, Deccal’den, Dabbe’den, birinizin hususi olarak başına gelecek hadiseden ve umuma gelecek fitneden önce amellere koşunuz.” (Müslim: 2947)

Daha Mehdi Aleyhisselâm gelmediği gibi Dabbetü’l-arz da daha çıkmamıştır. Bu zamanda “Ben Dabbetü’l-arz’ım” diyenlere küfür damgası vurulur. Neden? Âyet-i kerime’leri inkâr ettiği için ve nefsini ilâh edindiği için. Zira Allah-u Teâlâ nefsini ilâh edinenlerin şirk içinde olduğunu ferman buyurmuştur.

6. GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI

Kıyametin büyük alâmetlerinden birisi de, Allah-u Teâlâ’nın izni ve emriyle bir defaya mahsus olmak üzere güneşin bir cuma günü battığı yerden doğmasıdır.

Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet alâmetlerinden ilk meydana gelecek olanı güneşin battığı yerden doğması ve Dabbe’nin kuşluk vaktinde insanlara (yerden) çıkmasıdır.” (İbn-i Mâce: 4069)

Bu iki alâmetin arasında uzun bir zaman olmayacaktır.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde güneşin batıdan doğduğunu gördüklerinde yeryüzü halkının tevbelerinin kabul edilmeyeceğine hükmederek şöyle buyurur:

“Rabb’inin bazı âyetleri (mucizeleri) geldiği gün, kişi daha önce inanmamışsa veya imanında bir hayır kazanmamışsa, imanı ona hiç fayda sağlamaz.” (En’âm: 158)

Öyle mucizeler ki inanmayanların pişmanlık ve tevbeleri hiçbir fayda vermediği gibi, kurtulmak için dünya dolusu altın verseler kabul edilmeyecektir.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmayacaktır. O battığı yerden doğduğu zaman bütün insanlar iman edecek, fakat o gün daha evvelden iman etmeyen, yahut imanında bir hayır kazanamayan hiç kimseye imanı fayda vermeyecektir.” (Müslim: 157)

Önceden iman etmeyen bir kâfirin güneş batıdan doğduktan sonra iman etmesinin fayda vermemesi, can boğaza geldiği zaman edilen imanın hükmü gibidir.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir gün güneşin battığı bir sırada Ebu Zerr -radiyallahu anh-e:

“Güneş nereye gider bilir misin?” diye sordu. “Allah ve Resul’ü bilir!” demesi üzerine şöyle buyurdu:

“Güneş gider, arşın altında secde eder ve tekrar doğmak için izin ister, izin verilir. Bir gün gelir secde edip izin ister, fakat secdesi kabul edilmeyip izin verilmez. Ona: ‘Geldiğin yere git battığın yerden doğ!’ denilir. O da battığı yerden doğar.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1321 - Müslim: 159)

Güneşin âdeti hilâfına battığı yerden doğması, gökte meydana gelecek acaib alâmetlerin ilkidir.

Kâdı Muhammed bin Mehmed -kuddise sırruh- Hazretleri “En-Nâberât fî Beyânu Hatmü’l-Velâyeti’l-Muhammediyye” adlı risâlesinde, Hâtemü’l-evliyâ’nın âhir zamanda şer’î hudutları yeniden yerine oturtacağını haber vererek şöyle buyurmuştur:

“Allah-u Teâlâ âhir zamana kadar, tâ ki Hâtem’ül evliyâ ile birleşinceye dek, onu (şer’i hudutları) devam ettirecek ve onunla tekrar yerine oturtacaktır. Ki Allah, nübüvvet duvarını nasıl ki Hâtemür-resul’ün nübüvvetiyle hatmetmişse, sonra da Hatem’ül evliyâ ile O’nun duvarının her iki tuğlasını tamamlamış olsun. Buna göre de umarım ki güneşin batıdan doğma saati artık iyice yaklaşacaktır.” (Risaletü fî’l-Beyânu Hatm’ül-Velâye; Düğümlü Baba, no: 283’de mahfuz. 26b yaprağı)

7. HİCAZ TARAFINDAN BÜYÜK BİR ATEŞİN ÇIKMASI

Medine yahudilerinin en büyük bilgini olup sonra İslâm’la müşerref olan Abdullah bin Selâm -radiyallahu anh-: “Kıyamet alâmetlerinin birincisi nedir?” diye sorduğu zaman Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“Kıyametin ilk alâmeti, bir ateşin çıkıp insanları batıya sürmesi.” buyurmuştur. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1368)

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyururlar:

“Hicaz toprağından, Busrâ’daki develerin boyunlarını aydınlatacak bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2121 -Müslim: 2902)

8.9.10. ÜÇ BÜYÜK YER ÇÖKÜNTÜSÜ OLMASI

Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kıyametten önce, birisi doğuda, birisi batıda ve birisi de Arap yarımadasında olmak üzere üç çöküntü meydana gelecektir.” (Müslim: 2901)

 

alintilar; www.hakikat.com

Yorum Yaz